WOMM, Ağızdan Kulağa Pazarlama
31 Ağustos 2006 Perşembe

Evet evet, ne dediğimin farkındayım. WOMM için yapılan tartışmaların ardı arkası kesilmezken, bir ben miyim gariban?
Şu an itibariyle (30 Ağustos 2006 17:23) “ağızdan ağıza pazarlama” Google’da 745 sonuç verirken, kulaktan kulağa pazarlama 662 sonuç veriyor. Ağızdan ağıza pazarlama az bir farkla önde gidiyor. Aynı durumda “pazarlama” yerine “iletişim” kelimesini kullandığımızda rakamlar 12.100 ve 39.200′e çıkıyor (bir duyu organı olarak kulak, bu defa epey bir farkla öne geçiyor).
Baş mı, Tumba mı?
30 Ağustos 2006 Çarşamba

Küçüklüğümüzde oynadığımız oyunlardan iz kalmadı artık sokaklarda. Ne sek-sek için çizdiğimiz garip ama anlamlı şekiller, ne misket için kazdığımız kuyular, çizdiğimiz çizgiler. Çelik-çomak için kullandığımız tuğlalar da yok ortada, neredeler bilmiyorum.
Plastik topları da göremiyorum, 5 yaşındaki çocukların elinde ya futbol topu var, ya da basketbol topu. İp atlayan kızlar da yok, hula-hula çeviren de. Nereden mi çıktı bu konu şimdi? Günün tarihine bir bakın..
Şimdi Reklamlar..
28 Ağustos 2006 Pazartesi

Reklam kavramı, artık başlı başına sorgulanması gereken bir kavram iken, biz şimdilik yalnızca televizyon reklamlarını ele alalım. Televizyon reklamlarının rol ve etkilerinin değişim yönü tartışılmazdır. Aslına bakarsanız, bu rol kaybına ve etkisizleşmeye rağmen, “tanıtım için reklam”ı ele alacak olursak, yaratıcı yapımların başarıları hiç de fena sayılmaz. Gerçi bu noktada bile, kulaktan kulağa dolaşan bilginin markaya ait bilgi değil de reklama ait bilgi olması manidardır. Böyle olmadığını varsayalım, yani reklamla tanıttınız, tanıtabildiniz.. Reklamı değil de markayı, ürünü konuşturabildiniz. Peki sonra? Reklamla satabileceğinizi mi sanıyorsunuz? Aldanmayın..
İntermarka.net -I
27 Ağustos 2006 Pazar

İnternet’te marka olmak mı? Neden olmasın? Gerçek dünyada marka olmaktan, Coca-Cola olmaktan daha az masraflı, daha az zaman alıcı, kısaca “daha kolay” olduğu kesin. Aslında kurallar oldukça basit ve net, fakat nedense uyulmamakta. İnternet, kuralsızlığın bir sembolü müdür? Evet tamam, peki nereden çıktı bu kurallar? Bu kurallar kullanıcılardan çıktı, müşterilerinizden. Bu kurallar algıyla alakalı, insanlarla, zihinleriyle bağlı. Web sitenizin adresini yazıp, “enter”a basacak kullanıcılarınızın, müşterilerinizin, kendilerinin de farkında olmadan koyduğu kurallar bunlar.
Onlara oynuyorsak, elbette onların kurallarıyla oynamalıyız.
Ülkemizde MediaCat kitaplarından çıkan Al&Laura RIES’ın “The 11 Immutable Laws of Internet Branding (İnternet’te Marka Yaratmanın 11 Değişmez Kuralı)”ndan da faydalanarak kendi kendinize sormanız gereken sorulardan oluşan kısa bir liste yazacağım, buyrun:
Muhteşem Gösteri (Life is Change)
26 Ağustos 2006 Cumartesi
Yayınımıza bir süreliğine ara veriyor ve bu muhteşem gösteriyi izliyoruz. İzlerken sesini mutlaka duyabilmelisiniz. Unutmadan, bu video, youtube’de tüm zamanların en çok izlenen videosu haline gelmiş durumda (ve belki de internet tarihinin?).
Jud Laipply bir doktor, evet doktorası var, Bluffton University’den. Yüksek lisansını da Bowling Green State University’de yapmış. Mor çoraplarıyla, “Crush” yazılı kırmızı tişörtüyle ve taşlanmış lacivert kotu üzerine taktığı siyah kemeriyle, o bir doktor.. İlgisi dahilindeki konular:
İnternet ve Kitap
25 Ağustos 2006 Cuma
Biliyorum 5/7 kuralımı ihlal ettim. Hemen yüzüme vurmanıza gerek yok. Sanırım bu kurala uyamayacağım, ancak daha çok yazı yazarak toplamda kotayı tutturmaya çalışacağım. Kota dedik, yani quota, Fransızca aslında, İngilizce de değil.
İnternet ve kitap kelimeleri yan yana gelince akla hemen e-book (e-kitap) geliyor. Kitapta korsanın yeni vizyonu e-kitaplar. Seyyar satıcılara göz açtırmayan zabıtaların, e-kitaplar konusunda fazla yapacak bir şeyleri yok gibi görünüyor. E-kitaplar paylaşımın güçlü bir simgesi haline de geliyor. Eskiden nasıl kitaplar değişilirdi karşılıklı, şimdi kitaplar e-kitaplara dönüştürülüyor ve değişim elektronik ortamda gerçekleştiriliyor. Tabi değişilebilecek insan sayısı da bir kişiden bir kaç milyon kişiye çıkmış oluyor bu yolla.
Aç Mısınız?
25 Ağustos 2006 Cuma
Yemek yemek hobilerimden bir tanesidir. “Yemek yemek” de diyemeyeceğim aslında buna, biraz basit kalıyor bu konuya verdiğim önemi göz önüne alınca. “Lezzet” anahtar kelime olabilir mi? Belki.. “Lezzet”, sadece yenilenden alınan tad mıdır? Kesinlikle değil, “lezzet” tümüdür, aldığınız tüm hizmet. “Yeni lezzetler tadmak” da böyle bir şeydir, peki ya eskilerine ne oldu?
5. Yazı
25 Ağustos 2006 Cuma
Kendime 5/7 kuralı koydum. Yani her hafta en az 5 yazı yazacağım, fakat eksik olan bir şeyler var. Eksik olan şu, yazıyorum, ancak beğenmiyorum. Şimdi düşündüm de, yazarlık bu olmamalı, bu kıvranış başka bir şey sanki..
Yazarlık dedim ama, bazılarınızın düşünebileceği pahalı bir sıfat çıkmaz bunun içinden, çıkarsanız da o bedeli ben ödeyemem, karşılıksız çek olur yazacağım çek, ama zaten faturaya da imza atmam.
Gmail ve Diş Macunları
25 Ağustos 2006 Cuma
Gmail’den yeni bir eposta adresi alıyorsunuz. İlk aldığınız “Hoşgeldiniz” iletisinin konusu “Gmail is different.” (“Gmail farklıdır.”). Ardından devam ediyor: “Auto-save, keyboard shortcuts, customized addresses and more. Sound cool? We think so too. Welcome to Gmail.” (“Otomatik-kaydet, klavye kısayolları, kişiselleştirilmiş adresler ve daha fazlası. Etkileyici mi? Bizce öyle. Gmail’e Hoşgeldiniz.”)
Ne hissediyorsunuz? “Cool” mu? Gerçekten böyle hissettirecek bir şeyler yapıyorlar değil mi? Yapmak zorundaydılar. Google bu rekabete giriştiğinde, emailaddresses.com 550′den fazla ücretsiz eposta servis sağlayıcısı listeliyordu. Farklı olmak zorundalardı, fakat aynı olmak zorundalardı. Temel olarak aynı işlevi yerine getirirken farklı olmak zorundalardı. Oldular, Gmail 1 Nisan 2004′te 1 GB olarak açıkladığı eposta başına kapasiteyi, 1. doğumgünü olan 1 Nisan 2005′te 2 GB’ın üzerine çıkardı ve sabitle-me-di. Peki Gmail’e kadar neler oluyordu?